Hoca'nın parti siyasetine vedası |

31.07.2026 medyascope.tv

31 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Önceki gün Profesör Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamayla Gelecek Partisi’nin feshedildiğini ve parti siyasetine veda ettiklerini söyledi. Geride 4 milletvekili kalmıştı. 10 milletvekilinden 4’e düşmüştü Gelecek Partisi ve bu 4 milletvekilinin bundan sonra ne yapacağı konusunda değişik rivayetler var. Ama çok da fazla önemli değil. Bir şey kapandı. Kaç yıl oluyor? 7 yıllık bir öykü bu. 12 Aralık 2019 kuruluşu. Ankara'da Bilkent Otel'e gitmiştik, yerinde izlemiştik. Bayağı bir katılım vardı, bayağı bir iddia vardı. Öncesinde çok büyük bir merak vardı. Bir diğer parti de DEVA'ydı biliyorsunuz. Yine AK Parti'den kopmuş, Ali Babacan liderliğinde. Onun kuruluşu biraz daha gecikti. Ve yine aynı yerde yapmışlardı ve biz de onları gazeteci olarak ikisini de izlemiştik. DEVA daha büyük bir ilgi uyandırmıştı ama Gelecek'in de bir karşılığı vardı. Çünkü Ahmet Davutoğlu bu camiada bilinen bir isimdi, takdir edilen bir isimdi ve AK Parti'de, AK Parti iktidarında değişik görevler üstlendi. Önce danışmanlık, sonra Dışişleri Bakanlığı ve sonra Başbakanlık. Bunlar çok önemli ve çok kritik zamanlarda, kritik yerlerde rol oynadı.
Unutmuyorum, Erdoğan daha siyasi yasaklıydı ve Kopenhag'da Avrupa Birliği'nin çok kritik bir zirvesi vardı. Abdullah Gül Başbakan’dı. Erdoğan ABD'de Amerikan Başkanı Bush'la görüşüp gelmişti, onun desteğini alarak. Ve orada — ben de gazeteci olarak oradaydım, Vatan gazetesi adına — Ahmet Davutoğlu ile karşılaştık. İlk siftahıydı danışman olarak, ilk geldiği yerdi. Kendisiyle daha önceden tanıştığımız için bayağı bir muhabbet etmiştik ve önemli bir katkıydı dış politika açısından. Tabii Davutoğlu'nun dış politika vizyonunu beğenmeyen, eleştiren çok kişi var. Fakat o tarihte AK Parti'nin o ilk iktidar döneminde dış politika konusunda Yaşar Yakış başta olmak üzere bazı eski diplomatları yanına katmıştı ama bir vizyona tam olarak sahip olduğunu söylemek mümkün değildi.
O vizyonun oluşmasında Abdullah Gül'ün ve Ahmet Davutoğlu'nun çok ciddi etkileri oldu. Daha sonra Abdullah Gül bir anlamda Erdoğan'la sorun yaşayınca diyelim, Erdoğan tarafından Ahmet Davutoğlu öne çıkarıldı. Özellikle Cumhurbaşkanı seçildikten sonra normal şartlarda Erdoğan'ın yerini Abdullah Gül'ün alması beklenirken hızlı bir kongre ile yerini Ahmet Davutoğlu'na bıraktı. Hem parti genel başkanlığını hem başbakanlığı ve Abdullah Gül'ün de bunu hiç unutmadığını tahmin ediyorum. Nitekim Gelecek ve DEVA Partilerinin ayrı ayrı kurulmasında o tarihi anda çok önemli rol oynadı. Daha sonra da bir türlü birleşemediler. Yeni Yol grubunda bir araya geldiler ama hep süren Saadet Partisi'ni de içeren, belki Yeniden Refah Partisi'ni de içeren birleşme, birlikte hareket etme formülleri bir türlü yürümedi.
Davutoğlu ne yaptı? Ne yaptığından çok ne yapamadığını konuşmak lâzım. Çünkü Gelecek Partisi bir başarısızlık öyküsü. Davutoğlu kendi AK Parti'deki icraatını, başbakanlığını özellikle en büyük sermayesi olarak kullandı, kullanmak istedi ama bir yerden sonra bu yürümedi. Çünkü insanlar o partiye AK Parti iktidarından, Erdoğan iktidarından yoruldukları için en azından, öyle söyleyelim, gitmişlerdi ya da ilgi gösteriyorlardı. Fakat Davutoğlu'ndan aynı şekilde Babacan'dan da bir Erdoğan ve AK Parti eleştirisi, ciddi bir şekilde eleştiri görmedik. Genellikle her ikisi de ama özellikle Ahmet Davutoğlu kendisinin ayrılmasından sonra AK Parti iktidarının kötüleştiğini söyledi. Şimdi bakıyoruz Davutoğlu'nun açıklamasına. Türkiye'deki siyasi parti sistemini yerden yere vuruyor ve artık bunun, bu kirlenmenin bir parçası olmak istemediğini söylüyor. Peki kim yaptı bunu? Nasıl yaptı? Yani bu kendi kendine mi oldu ya da kimin rolü daha fazla? Bu partilerin etkisizleşmesinin, yoldan çıkmasının, artık ne derseniz deyin, doğrudan Türkiye'deki otoriter sistemin inşası ile ilişkisi yok mu? Erdoğan'ın adı geçmeden Türkiye'nin yakın dönemini ve siyasi hayatını eleştirmek mümkün olabilir mi? Bir kızgınlık var, bir öfke var, eleştiri de var ama öz eleştiri ben görmedim, açıkçası beklemiyordum da. Ama yine olsaydı da şaşırsaydık dedim.
Şimdi 10 milletvekili CHP tarafından ikram edildi ve bunlardan dördü kaldı. Bunların içerisinde Serap Yazıcı Özbudun, profesör, anayasa profesörü. Onun AK Parti'ye gitmesi herhalde Davutoğlu'nu en çok yaralayan hususlardan birisidir. AK Parti'ye gitti ve hemen de önemli bir yere gitti. Bir diğer önemli isim, Davutoğlu'nun en yakınlarından Mustafa Nedim Yamalı da gitti. İsa Mesih Şahin de gitti. AK Parti'ye gittiler bunlar. Selim Temurci bağımsız kaldı ki Selim Temurci İstanbul İl Başkanlığı yapmıştı, 15 Temmuz'da mesela o idi AK Parti'nin İstanbul İl Başkanı ve Davutoğlu'nun en yakın ismi olarak biliniyordu. O da ayrıldı ama AK Parti'ye gitmedi. Bir iddiaya göre AK Parti onu kabul etmedi. Bu belirsiz ama önemi yok. En güvendiği isimleri teker teker kaybeden bir Davutoğlu'nun partiyi de kapatması çok da şaşırtıcı değil.
Burada tabii Cumhuriyet Halk Partisi ile kurulan ittifak, Altılı Masa, Altılı Masa’nın öyküsü, oradaki gelişmeler, Kılıçdaroğlu'nun aday olması; bütün bunların çok birinci derecede etkisi var. Yani şunu bir şekilde biliyorlardı: CHP ile iş birliği yapmanın birtakım getirileri olacaktı ama bazı şeyleri de götürecekti. Çünkü kendi tabanlarında CHP'ye yönelik bir alerji, hepsinde olmasa bile vardı. Buna ikna edemediler. Yani neden CHP ile birlikte hareket ettiklerini, Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket ettiklerini, Erdoğan'a karşı neden Kılıçdaroğlu'nu desteklediklerini tam olarak söyleyemediler. Söyleyememelerinin de en büyük nedeni Erdoğan'a yönelik, AK Parti'ye yönelik çok ciddi eleştiriler getirememeleri oldu.
Neyse, söylenecek çok şey var ama bunların artık çok fazla bir anlamı yok. Zaten işin ilginç tarafı bu olay çok da büyük yankı uyandırmadı. Sonuçta bir siyasi parti, seçime girmiş, milletvekili kazanmış, başında ülkede herkesin bir şekilde tanıdığı bir isim var ve dükkânları kapatıyor ama çok da fazla üzerinde konuşulmuyor. Ben, nasıl söyleyeyim, bu konuda bir şeyler söylemek durumundaydım. Çünkü hem Ahmet Davutoğlu hocayı hem o partideki birçok ismi çok yakından tanıyan, yıllarca tanıyan, izleyen birisi olarak... Ve buradan aslında çıkartılabilecek çok ders var. Burada çıkartılabilecek derslerin en basiti şu: Muhalefet yapmadan muhalif olunmuyor. Bu kadar basit ve Gelecek Partisi bunun sonucunda daha fazla yaşayamadı diyelim, noktayı koyalım.
Bugün, herhalde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından birisinden, kimilerine göre en büyük ama benim için Dostoyevski tabii ki, ama William Shakespeare'den bahsedelim. Aslında çok da fazla bir şey söylemek gerekmiyor. "Hamlet"i, "Romeo ve Juliet"i, "Kral Lear"ı, "Fırtına"yı, "Bir Yaz Gecesi Rüyası"nı, "Julius Caesar"ı, "Kuru Gürültü"yü, bunları bilmemek mümkün değil, duymamak mümkün değil. ‘‘Olmak ya da olmamak’’, evet... Bunların oyunlarını ya da defalarca çekilmiş farklı farklı versiyonlarını sinemada izlememiş olmak mümkün değil. Büyük bir yazar. 1564'te doğduğu düşünülüyor ya da vaftiz olduğu tarih bu. Kaç yıl yaşamış? 52 yıl yaşamış. 1616'da ölmüş ama tiyatroda çok büyük eserler vermiş, ünlü olmuş, herkes tarafından bilinmiş, İngiliz diliyle yazılmış en büyük eserlere imza atmış ama aynı zamanda da tüm dünyaya mâl olmuş çok büyük bir isim. Oradan, onun oyunlarından birtakım sözleri, birtakım olayları hatırlamamak mümkün değil, isimlerini bilmemek mümkün değil. Şimdi gözümün önüne geliyor. Yani o kadar çok yorumlandı ki eserleri. "Hamlet"i ya da "Macbeth"i işte kimisinde siyah, Afrikalı-Amerikalı birisi oynuyor, kimisinde erkek yerine kadın oynuyor gibi birçok uyarlama yapıldı ve birçok kişiye ilham verdi Shakespeare. Hep yaşıyor, hep yaşayacak. Yani bu teknolojinin bu kadar ilerlemesi, şusu busu, bunların hepsi bir yere kadar ama Shakespeare gibi, Dostoyevski gibi, Tolstoy gibi isimler, daha bunlara ekleyebilirsiniz, Faulkner gibi isimler, Joyce gibi isimler ya da Virginia Woolf gibi isimler hep yaşayacak, hep yaşadılar. Shakespeare'e artık ne desek eksik kalır. Hayranlıkla, nerede bir Shakespeare görsek muhakkak şöyle diyoruz: "Ben bunu zaten izlemiştim, biliyorum ama bir daha baksam fena olmaz." dediğimiz bir isim.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
31.07.2026 Hoca'nın parti siyasetine vedası |
28.07.2026 Transatlantik: Çözüm süreci bölgeyi nasıl etkiler? | ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
25.07.2026 YENİ Parti üzerine ilk gözlem ve düşünceler
25.07.2026 Feyza Akınerdem ile söyleşi: “YENİ Parti otoriter rejime karşı demokratik bir koalisyonu örgütleyebilir”
24.07.2026 Yeni Parti'nin "Türkiye İttifakı"nı gerçekleştirmesi mümkün mü? |
23.07.2026 Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek
22.07.2026 Yeni ana muhalefet partisini beklerken
21.07.2026 “Çerçeve yasa”nın eli kulağında
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı